logo

BİZİM ÇEKİRDEKÇİNİN GELDİĞİ SON DURUM

AKP; iktidara geldiğinden beri, ülkede ne yargı kaldı, ne de karar.
“Benim gibi yaşamıyor ve benim gibi düşünmüyorsan, yaşama şansız yok” ilkesini kendisine şiar edinen AKP ve onun yılmaz savunucularından gün geçmesin ki, birisi zarar görmesin.
Hele hele birde AKP ve onun yaptıklarına karşıysanız;
Vay halinize..!
İki dakikada organize olunur, birden işleriniz kesilir. Ne olduğunu anlamaya çalışırsınız.
Buna, ülkemizin hukuk sistemi de çanak tutunca, AKP’lisinden keyiflisi olmaz ülkede…
Tıpkı, ilçemizin en keyiflisi Nazif Aydın gibi…
Daha dün gibi hatırlarım;
Çınar camiinin yan tarafında çekirdek, leblebi, fıstık satan Nazif Aydın’ın çok kısa bir zaman dilimi içerisinde geldiği nokta ortada…
Allah ona, “yürü kulum” değil, “koş” dedi anlaşılan…
Nazif Aydın’ın çekirdek sattığı günlerde, hiçbir insanın başına gelinmesi istenmeyen bir olay gelmiş. Dükkanına faili bulundu mu bilmiyorum, Hırsız veya hırsızlar girmiş, kasada bulunan 2 bin lirayı almış götürmüşler.
Bu istenmeyen ve ‘Allah kimsenin başına getirmesin’ dediğimiz olay sonrası, o zamanın çekirdekçisi Nazif Aydın, derin üzüntüler içerisine girerek, gözyaşlarına boğulmuştu.
Çünkü;
2 Milyar o zamanlar kendisi için çok büyük para…
Şimdi bunu neden anlattım.
Yazdığım her köşe yazımın sonrasında, mahkemeye koşan, eleştiriye tahammülü olmayan Nazif Aydın, 2 milyar için gözyaşı döktüğü günleri unutmuş, şahsıma yönelik 3 – 5 milyar, gibi tazminat davaları açarak, beni sindireceğini sanıyor.
Böyle insanoğullarının nereden geldiğini unutacak kadar gözünü hırs bürümesi anlaşılır gibi değildir.
Zamanında, beraber yola çıktığı arkadaşlarının bile hedefinde olan bir insana sanırım söyleyecek sözümüz fazla yoktur.
Galiba haklılığımı anlamanız için, yola beraber çıkanlarla görüşmek en iyisi olacaktır.
Gelelim, hukukun cemaatleşmesine;
Cemaatin en önemli sıkıntılarından biri de yargı gücüydü. Kemalist rejimin önemli merkezi olarak işlev gören yargının üst kurumları cemaat için hemen her zaman ciddi sorunlar yarattığı gibi devletteki iktidar gücünü pekiştirmek için mutlaka ele geçirilmesi gereken bir alan olarak görülüyordu.
Yargı sisteminin alt tabakalarında örgütlenen ve önemli yerleri ele geçiren cemaat, kendi kuvvetini resmileştirmek için özellikle HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Sayıştay gibi kurumların mutlaka ele geçirilmesi gerekiyordu. Bütün dikkatini buna veren cemaat, yargı kurumları içerisindeki örgütlülüğünü aşamalı olarak sürdürdü ve çok ciddi bir etki gücü yarattı.
İslamcı güçler tarafından anti-demokratik bir kurum olarak görülen HSYK’nın yapısı anayasa referandumdan sonra değiştirildi. Yapılan seçimlerde Bakanlığın listesi kazandı. Bir başka ifadeyle, HSYK el değiştirdi. Kemalistler kaybettiler ve fiilen İslamcı güçlerin eline geçti. Kısa süre içinde aldıkları kararlarda bu çok açık olarak görüldü.Cemaat çevresi anti demokratik olarak gördüğü HSYK’ye şimdi toz kondurmuyor.
İkinci önemli hamle ise Anayasa Mahkemesinin ele geçirilmesiydi. Referandumdan sonra Anayasa Mahkemesinin yapısının yeniden düzenlenmesi ve üye sayısının çok ciddi oranda artırılması ile dengeler İslamcılar lehine değişti. Anayasa Mahkemesi Başkanı hukukçu bile olmayan Haşim Kılıç, İslamcı gelenekten geliyor. Anayasa Mahkemesinin yeni yapısı 17 üyeden oluşuyor ve bunların çoğunluğu İslamcı gelenekten gelen ve cemaate yakın olan insanlardır.
Cemaatin iktidar örgütlenmesinde hedeflediği diğer çok önemli bir merkezde ‘Yargıtay’dır. Bunların çok önemli bir kesimi İslamcı geleneğe ve özellikle cemaat geleneğine yakın olanlar oluşturuyordu. Bu üyeler, Yargıtay seçimlerinde blok oy kullanarak seçimi doğrudan etkilediler. Yargıtay Başkanlığına seçilen Nazım Kaynak, cemaat çevresinde olan biri olarak tanınıyor. Hatta Bursa Milletvekili Bülent Arınç, “Birinci turda, benim güzel kardeşim, sınıf arkadaşım Nazım Kaynak Yargıtay Başkanı oldu. Çok mutlu oldum. Kahramanmaraşlı, yurtta beraber kaldığımız, her şeyinden emin olduğum pırıl pırıl bir Anadolu delikanlısıdır. Yıllardır Yargıtay’da idi zaten.” Diye söz etmesi bu gerçeği ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak: Sistemi bütünlüklü olarak ele geçirmede önemli adımlar atan İslamcı iktidar ve dahası cemaat, kendi kuvvetlerini fiilen oluşturmuş durumda. Cemaatin kuvvetleri toplum üzerinde tam bir korku psikolojisi oluşturuyor. Medya cemaat aleyhine hiçbir şey yazmak istemiyor. Ellerinde önemli belgeler bulunmasına rağmen, kamuoyuna sunulmasına cesaret edemiyorlar.
Korku imparatorluğunu yaratan bu zihniyetlere karşı, korkmadan dik duran onurlu insanların bu ülkede olduğunu bilmek, gelecek açısından umut vericidir.
Kalın Sağlıcakla…

Share
137 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+7 = ?