logo

SÜRÜYE KATILMAK

Günümüz insanı, teknoloji dininin bir tutsağıdır. Teknoloji dini maksimum üretim, sınırsız kâr ve bencillik üzerine kurulan, kapitalist kültürün gerçek adıdır. Teknoloji dini ruhsuz ve sevgisizdir. Bir anne gibi sevgi ve şefkat göstermese de yavrularının gereksinimlerini karşılar.
Gerçekte, bu anne yavrularının kanıyla beslenen bir vampirden farksızıdır. İşin ilginç yanı bu dine inananlar da sevgi ve güven gereksinimlerini bir biçimde maskeleyerek, annelerinden yalnızca daha çok tüketim ürünü istemektedirler. Çünkü, ne kadar tüketirsen o kadar insansın anlayışı çağımızın modasıdır. Modaya uygun yaşayan insan, daha çok mal mülk peşinde koşmakta ve kendisinden uzaklaşmaktadır. Tüketim arzusuyla kamçılandıkları sıçan yarışından öne geçmek için çırpınmakta ama öne geçse de sadece bir sıçan olarak kalacağını görememektedir. Yaşamın amacını başkalarından üstün olmak, üstün olmayı da daha çok paraya sahip olmak şeklinde algılayan insan, yalnız ve güçsüzdür. Bu tür insanlar derin bir varoluşsal boşlukta yaşarlar. Kendi kendilerine “Her şeye sahibim ama yine de hiçbir şeyim” derler.
Evet, çağımız insanının sorunu mutsuzluktur. Mutsuzluk insanın kendi doğasına ve yaşama yabancılaşması demektir. İnsanlar sevgi ve güven duygularını yitirince, mutlu yaşama erdemini de yitirirler. İşte bu günün insanı, erdemi ve onun sağlayacağı mutluluğu yani sevgiyi aramaktadır. Bir başka deyişle, insan kendini aramaktadır.
Çağımız insanını mutsuz kılan etmenleri anlamak için, yaşadığımız hayatın sorgulanması gerekir. İçinde bulunduğumuz kültürün en önemli özelliği insanı değersizleştirmesidir. Etkin ve üretken bir biçimde yaşama katılma ve kendini gerçekleştirme olanağı bulamayan insan, ideolojilerin, dinlerin, v.s tabuların kölesi olmaya zorlanmaktadır. Çünkü egemen kültür, insanları özgün ve benzersiz kimlikleri ile kabul etmek yerine; etnik, dinsel ya da sosyo-ekonomik durumlarına göre kategorize etme anlayışı üzerine kurulmuştur.
Birçok insanın yaşam sanatı konusunda başarısız kalmalarının nedeni, doğuştan kötü oluşları ya da daha iyi bir yaşam istemeyecek derecede iradesiz ve güçsüz olmaları değildir. Onları yanıltan ve şaşırtan, bir yol ayrımında bulunduklarının ve bir karar verme zorunda olduklarının farkına varamamalarıdır. Yanlış yolda adım attıkça geri dönmek güçleşir. Üstelik bu yol, insanların büyük çoğunluğunca paylaşılıyorsa en trajik yanlışlar bile insana doğru gibi görünür.
İnsan, kendi bireyselliğinin farkına vardıkça, önünde iki seçenek bulunduğunu görür. Ya içinden gelen sevgi ve üretici çalışma gücünü kullanarak (yani kendini geliştirerek) diğer insanlarla ve dünyayla bütünleşmek ya da özgürlüğünü ve kişisel bütünlüğünü yok sayarak güvensiz ve edilgen bir asalak olarak yaşamak.
İşte insanın yol ayrımı buradadır.
İnsan karmaşık bir bütünlüktür. Bir yanıyla tanrı, diğer yanıyla hayvan, bir yanıyla sonsuz ve ölümsüz öbür yanıyla sonlu ve ölümlüdür. Çoğu kez kendi varoluşundan kaynaklanan çelişki ve çatışmaları çözemez. Bu durumda farklı tepkiler gösterir. Bazen süslenmiş ve güzelleştirilmiş saldırgan ideolojilere sığınır, bazen iyi paketlenmiş dinlerin müridi olur. Kimi zaman içsel boşluğu iyice derinleşir. Bu kez kendini tümüyle otoriteye (tanrı, din, devlet) adayarak varoluş sorumluluğundan kaçar. Böylece bireysel özünü yok ederek mutlu olacağını düşünür. Ama sonuçta yine huzursuz ve korku dolu biri olarak kalır. Çünkü bağlı olduğu tarikat, ondan her defasında daha çok itaat ve bağlılık ister. Onlara boyun eğdikçe yaşamın anlamını yitirir. Sonuçta bir dava adamı olur. Ama içi boş bir davanın sıradan bir adamı.
İnsanın en büyük sorunu; kendini, yaşamı ve diğer insanları severek gelecekten korkmadan ileriye doğru adım atmaktır. Yaşamın amacı kendini inşa etmek ve bu özgün bütünlük içinde diğer insanlarla sevgi ilişkileri kurabilmektir. Her organizma kendindeki potansiyel olanakları değerlendirme, açma, geliştirme ve serpilme yönünde bir eğilim gösterir. Ancak bu eğilim engellenirse edilgen ve mutsuz bir birey olacağı için yıkıcı, açgözlü ve doyumsuz bir varlık haline gelir. Şu halde sevgi yeteneğinin gelişmemesi ki, bu güven duygusundan yoksunluk demektir. Eksik insanlaşmanın en önemli nedenidir. Zihnimizdeki gereksiz yükleri atarak kendimizi boşaltmak ve yeniden beynimizle birlikte ciğerlerimizi oksijenle doldurmak her gün yapmamız gereken işlerdir. Aslında bu işler hem çok keyifli, hem de çok yorucudur. Ama yaşam da budur. İnsan yaşamın sorumluluklarından kaçarsa, seçme hakkından ve özgürlükten de kaçıyor demektir.
Bu gidişin doğal sonucu şimdi olduğu gibi sürüye katılmaktır.
Kalın Sağlıcakla…

Share
153 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+9 = ?