logo

28 Eylül 2026

Yolsuzluklar Karşısındaki Sessizlik


Ramazan Kestane
ramazan@kestelyore.com

     Bir ülkenin ekonomik dinamikleri, sadece rakamlar ve grafiklerden ibaret değildir; aynı zamanda o ülkedeki adalet, şeffaflık ve liyakat anlayışının da bir aynasıdır. Son yıllarda Türkiye’de en çok tartışılan, toplumun farklı kesimlerinde derin yankı uyandıran konuların başında hiç şüphesiz “kamu kaynaklarının kullanımı” geliyor. Geniş kitlelerin geçim mücadelesi verdiği, enflasyonun ve hayat pahalılığının günlük yaşamı zorlaştırdığı bir dönemde, gözler doğal olarak gücü elinde bulunduran siyasi iradeye ve onun etrafında şekillenen ekonomik aktörlere çevriliyor.

     Bir ülkede yolsuzluk iddialarının varlığından daha vahim olan durum, bu iddialar karşısında kamu otoritesinin somut, şeffaf ve tatmin edici bir reaksiyon göstermemesidir. Normal işleyen bir demokraside en ufak bir şüphe bile bağımsız yargıyı, meclis denetimini ve idari soruşturmaları harekete geçirmeye yeterken, Türkiye’de uzun süredir devam eden derin bir sessizlik hakim.

    Hükümetin rahatlıkla sessiz kalabilmesinin en büyük kurumsal güvencesi, yargı sisteminin üzerindeki siyasi vesayettir. Savcıların kendiliğinden harekete geçme yetkisi, pratikte siyasi bariyerlere takılmaktadır. Ciddi yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştırmak isteyen hukuk insanlarının görev yerlerinin değiştirilmesi veya meslekten ihraçla karşı karşıya kalması, yargı mekanizmasında bir “korku” iklimi yaratmıştır. Yargı, suçluyu ortaya çıkaran bir mekanizma olmaktan çıkıp, iktidarın çizdiği sınırların dışına taşmayan, statükoyu koruyan bir araca dönüştürülmüştür. Bu durum, iddiaların hukuki bir süreçle aydınlatılmasını imkansız kılmaktadır.

     Denetimden kaçırılan her kuruş, şeffaf olmayan ihalelerle belirli çevrelere aktarılan her kaynak; çarşıda, pazarda halkın karşısına yüksek enflasyon, eriyen maaşlar ve ağır vergi yükleri olarak çıkmaktadır. Bir tarafta kamusal zenginliğin pervasızca paylaşılırken, diğer tarafta geniş kitlelerin en temel insani ihtiyaçlarına ulaşmakta zorlandığı bir yoksullaşma süreci yaşanmaktadır. Yolsuzluğa karşı gösterilmeyen refleks, sokaktaki vatandaşın refahından, geleceğinden ve adalet duygusundan çalınanların meşrulaştırılmasına hizmet etmektedir. Nihayetinde bu sessizlik, sadece bir yönetim zafiyeti değil, toplumsal vicdanda açılan ve tamiri nesiller boyu sürecek derin bir yaradır.

     2018 yılında hayata geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, “hızlı karar alma” vaadiyle devletin tüm karar mekanizmalarını tek bir merkezde toplanmıştır.

Gücün tek bir odakta toplanması, o odağın onaylamadığı hiç bir hukuki veya idari sürecin başlayamaması demektir. Dolayısıyla, sistemin kendisi yolsuzluklara karşı yapısal bir koruma kalkanı ve sessizlik sarmalı üretmektedir.

     Netice itibarıyla, bir ülkenin kaynakları o ülkede yaşayan her bir yurttaşın ortak hakkıdır. Siyasi gücü elinde bulunduranların, bu kaynakları toplumun genel refahı yerine belirli çevrelerin zenginleşmesi için kullandığı algısı veya gerçeği, toplumsal sözleşmeyi derinden yaralamaktadır. Türkiye’nin bu sarmaldan çıkabilmesinin yegane yolu; tam anlamıyla şeffaf, denetlenebilir, hukukun üstünlüğüne dayalı ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışının yeniden tesis edilmesidir. Aksi takdirde, kaybeden sadece bugünün nesilleri değil, ülkenin geleceği olacaktır.

Share
2344 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • KUL  HAKKI YİYORLAR

    10 Ekim 2026 Yazarlar

    Anayasayı geçtik, Hukuku, utanmayı geçtik, Demokratik kuralları geçtik, Demokrasiye atılan kazığı da geçtik bu kişiler birde bize dindarlık üzerinden ahlaki üstünlük taslıyorlar. Peki bu dindarlık bunlara millet iradesini çalmayın büyük bir haram, büyük bir günah olduğunu öğretememiş, Ak partili duymuyor, umursamıyor, tehditle, yargı kararı ile, valilik operasyonu ile, mahkeme operasyonu ile bir çok ilçeyi ele geçirdik, 86 milyon bizi izliyor, biz ne yapıyoruz demiyorlar. İnanç meselesi de çok sorgulanır hale geldi, inanç bu insanlara en...
  • Sabrın Ölçüsü 

    09 Ekim 2026 Yazarlar

         Değerli  Okuyucular,       Kadirşinas Dostlar.        Sabır, insanın sahip olduğu en kıymetli nimetlerden biridir. Yaratıcının bize verdiği bu nimeti yalnızca zorluklar karşısında dişimizi sıkmak için değil, hayatımızı ve ruh sağlığımızı korumak için de kullanmalıyız. Ancak zamanımızın, enerjimizin ve gücümüzün sınırlı olduğu gibi sabrımızın da bir sınırın vardır. Bu nedenle sabrı da ölçülü kullanmayı öğrenmeliyiz.       Her şeye, herkese ve...
  • Aynı tas, aynı hamam

    08 Ekim 2026 Yazarlar

         Sevgili okurlarım; Bir ülke düşünün bağa, bahçeye, fidan dikmeye, bakliyat ekmeye elverişli bereketli toprağı  olsun, üç tarafında deniz olduğu için bol miktarda deniz ürünleri bulunsun, insanları çalışkan eğitimli ve becerikli olsun, bu ülkede  yaşanan kronik ekonomik ve sosyal krizlerden dolayı toplum mağdur olsun.       Türkiye de, insanların açlık ve yoksulluk sınırının üstüne çıkması için ne olması gerekiyor. Yani, neyimiz noksan anlamış değilim.     &nb...
  • HAYKIRIŞ

    02 Ekim 2026 Yazarlar

    Her gün yapılan üst üste zamlar…. Hayatı her geçen gün daha yaşanmaz yapıyor.. Emekli polis memurunun geçinemiyorum diyerek, eylem esnasında kafasına sıkarak intihar etmesi… Bu olay, başka bir ülkede olsa, yer yerinden oynar basının gündeminden düşmezdi. Bizde ise, ufak puntolarla, görünmeyecek şekilde yer aldı. O kadar yozlaştı ki her şey… Ne insanlık kaldı, Ne ar, ne namus.. Birileri katrilyonları bir gecede götürürken, birileri çocuğumun beslenmesine ne koyacağım diye düşünüyor. AKP’li olana her şey hak. Olmaya...