logo

ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

     26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz sadece 5 günde kesin zafere ulaşıyor, İngiliz Genel Kurmayının “6 ayda aşılamaz" dediği Yunan tahkimatı 6 saatte

darmadağın ediliyor, 4 yıl önce 13 Kasım 1918’de “Geldikleri gibi giderler” diyen Mustafa

Kemal Paşa sözünü tutuyor, İngiliz maşası Yunan Ordusu 31 Ağustos’ta İzmir’e doğru

kaçmaya başlıyor ve Başkumandan 1 Eylül 1922 sabahı ordulara şu tarihi emrini veriyordu;

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları!

Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde zalim ve mağrur bir ordunun anâsır-ı asliyesini (asıl unsurlarını) inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz.

Büyük ve necîb milletimizin fedakârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz.

Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden emîn olmaya haklıdır.

Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede ve

takip ediyorum.

     Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine delâlet etme vazifemi mütevâliyen (ardarda)

ve mütemadiyen (aralıksız) ifa edeceğim.

Başkumandanlığa teklifatta bulunulmasını Cephe Kumandanlığına emrettim.

Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini

nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvâ-yı akliyesini, yiğitliğini ve menâbî-i

celâdet (kahramanlığının kaynaklarını) ve himmetini müsabaka ile ibzâle (yarışırcasına

harcamaya) devam eylemesini talep ederim.

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan M. Kemal”

Yıllar sonra o kutlu günü şöyle anlatmıştır Falih Rıfkı Atay:

“… Türk ordusunun bir taarruz savaşına giremeyeceği fikri, bizim kuşağımız için değişmez gerçeklerden biri idi. Ordumuzun kahramanlığına bel bağlardık, fakat onun

ancak savunma mucizeleri verebileceğini sanırdık. Rumca gazetelerin haberi ile merakımız

biraz azalsa bile kaygımız ateş gibi yanıyordu. Zaman geçtikçe umutsuzluğumuz arttı. Bir

iki kasaba alıp durmayı nimet saymaya başlamıştık… Akşamüstü Büyükada’ya

gidiyordum. Güverte tıka basa dolu. Türkçe konuşmayanlarda birbirinin sözünü kapan bir

sevinç var. Sadece bu sevinç bizi yıkmaya yeterdi. 'Ne olmuştu?' diye sormaktan

korkuyorduk. Bir fena şey vardı. Kimseye bir şey sormadan onu zihnimizde hafifletmeye

uğraşıyorduk. İhtimal durmuştuk. Belki de bir iki noktada gerilemiştik. Ordu bozulmamışsa

bundan ne çıkardı? Yunanlar da artık bitkin bir halde değil miydiler? Aşağı yukarı bir

uzlaşma yapabilirdik. Bu da elbette Sevr anlaşmasından daha iyi olurdu… Fakat içimizdeki

sorunun kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi:

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargâhı ile beraber esir olmuş…

Keder insanları öldürmez derlerse bu söze inanın. Kalp denen şeyin ne dayanıklı bir

maddeden yapılmış olduğunu ben, o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde

öğrendim… Türkleri Büyükada Yat Kulübünden kovmuşlardı. Ada sokakları çoluk çocuğun

çığlıklarıyla geçilmez hale gelmişti. Ölümü bir uyku gibi arayarak sabahı ettik. İlk vapurun

en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm köprüye indik. Bütün Türkleri yas içinde

bulacağımı sanıyordum. Meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. Acaba sokaktakilerin hepsi

şu veya bu muhipler cemiyeti üyeleri mi? Bizimkiler utançlarından evlerinde mi

kalmışlardı? Bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışlar ne idi? Meğer bütün karargâhı ile

Başkomutan Mustafa Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş… Size kalbin ne

kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu yukarıda söylemeseydim burada

söylerdim. Bir çocuk gibi sıçramaya başladım. Habere, havadise, telgrafa koşuyorum.

Yunan ordusunu yok etmişiz, İzmir’e iniyormuşuz… Ben ömrümde hiçbir edebiyat eserinde,

ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki

duymadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir

şiirdi. Ne olmuştuk biliyor musunuz? KURTULMUŞTUK!

Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini

ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim.”

Bu satırları dudakları titreyip gözleri nemlenmeden okuyabilen vatansızlara, "

Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” diyebilen tarih

cahili aymazlara ne demeli?

     Yunan komutan ve siyasetçileri ile İngilizler başta bütün dünyanın saygıyla

selamlayıp büyüklüğünü teslim ettiği, Yunanistan ve İngiltere’de iktidarları devirip

kimilerinin siyasi hayatlarını ve hatta yaşamlarını sonlandıran, bütün mazlum milletlere

umut olan, hadsiz haritaları da, Osmanlı’ya kabul ettirilen Türk’ün idam fermanı Sevr’i de

çöpe atan, Lozan ve Cumhuriyet yolunu açan Başkumandanlık Meydan Muharebesi

Zaferi’ni, önemsizleştirmeye, unutturmaya çalışan saray soytarıları, siyaset bezirganları,

çakma tarihçiler ve destekçileri bilmelidir, Tarih bilimdir, hükmünü verir, istese de

istemese de herkese bir şekilde öğretir, yalanlarla değiştirilmesi de mümkün değildir!

     Türk Ulusu, hayırlı evladı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ‘vatanını kurtarmış,

bağımsızlığını kazanmış ve “Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş̧

olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı ve kafamızı

Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana

bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne

borçluyuz.” dedirtmiştir Falih Rıfkı'ya.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; 30 Ağustos Zaferimizin 104. yıl dönümünde

Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk

Cumhuriyeti’ne ulaşmak azim ve kararımızla Büyük Atatürk’ü, Kuvayı Milliye

kahramanlarımızı, Gazi Meclisimizi, Şanlı Ordumuzu ve aziz şehit ve gazilerimizi minnetle,

şükranla yad ediyor, manevi huzurlarında saygıyla eğiliyoruz.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!

Saygılarımızla.

Share
1379 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+1 = ?