logo

27 Temmuz 2021

AŞI KARŞITLIĞI


Av. Can Lafcı
canlafci@kestelyore.com

Bilgiye dayalı düşünme biçimi olan bilimsel düşünce ile bunun karşıtı olan, bilgi dışındaki kaynaklara dayalı düşüncenin karşıtlığı insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar arasında gök gürlediği zaman sebebini anlamaya çalışan biri varken, diğeri de büyük bir varlığın kendilerine kızdığı için taşları yuvarladığını düşünmüştür mesela.

            Örnekler çoğaltılabilir ancak biz konumuza gelelim. Koronavirüs belasından hepimiz bıktık. Artık herkes maskeleri atmak, güzel havaların tadını çıkarmak, tokalaşmak, sarılmak, maça, konsere gitmek, hayatın tadını çıkarmak, özetle eski günlere dönmek istiyor. Kısıtlamalar yavaş yavaş kalkıyor ve bu isteklerin bir çoğu gerçek olmaya başladı. Avrupa Şampiyonası sürerken maçları izlediyseniz tribünlerin tıklım tıklım olduğu ve hemen hemen kimsenin maske takmadığını da görmüşsünüzdür. Pekiyi bunlar ne sayesinde oldu? Çok basit. Aşı sayesinde. Aşı, bilgiye dayalı düşünme biçimi olan bilimsel düşünce ile açıklamak gerekirse, hastalığa neden olan virüsün, insanı hasta etmeyecek derecede zayıf olanının enjekte edilerek, vücutta antikor oluşmasını sağlayan koruyucu bir uygulama olarak açıklanabilir. Birkaç yüz yıl önce çocuk ölümlerinin önemli sebeplerinden olan su çiçeği, kızamık ve benzeri hastalıklar aşı sayesinde ortadan kalktı. Yine çocuk felci gibi önemli bir hastalık aşı ile önlenebildi.

            Başımıza bela olan salgının bitmesi için de üretilen, yaygınlaştırılan aşı imkanı mevcut ve bu kadar yakınken, aşı karşıtlığına nasıl bakmak gerek. Aşının hiçbir zararının olmadığı ve olmayacağı, salgını da ancak aşının bitireceği tartışılacak bir konu değil. Bunun karşıtı cehalet zırvalarından bahsedecek değilim. Yazının başında belirttiğim gibi bilimsel düşünce karşıtlığı insanlık tarihi kadar eski. Dini düşüncelerle karşı çıkanlar, kimsenin bilmediği bilgilere sahipmiş gibi davranarak aşıya karşı çıkanlar, genetik ne demek çok biliyormuş gibi genetiğiyle oynanacağına inananlar, çip takıldığını düşünenler, bunun gibi saymakla bitmeyecek saçmalığa inananlar olması normal.  İnsan hakları kapsamında kimseyi aşı olmaya zorlamak mümkün değil. Ancak aşı olmayanların sayısı çok olduğunda aşı olanların da hala kısıtlamalara tabi tutulması adil değil. Bu nedenle aşı olmayan olmasın ama, kısıtlamalara da sadece aşı olmayanlar tabi tutulacaktır. Bunun karşısında da ben aşı olmadım diye neden ayrı muamele görüyorum diye sorarlarsa çok zeki oldukları için diye cevap verilebilir.

            Aşı olmayıp çocukların eğitim hakkını, insanların yaşam hakkını, sosyalleşme hakkını, hayatına insan gibi devam etme hakkını tehdit eden her insanın bazı imkanlara ulaşması da engellenecektir. Bugün aşı olanlar sayesinde dışarı çıkıp, sokaklarda gezip aşıya karşı nutuk atanların elbette ödeyeceği bir bedel olmalı. En hoşuma giden de Suudi Arabistan’ın aşı olmayan ( hem de Biontech) kişileri ülkeye almayacağını duyurması oldu.

            Aşılanma oranımız yükselirse normalleşmemiz de hızlanacak ve eski günlerimize çabucak dönebileceğiz. Bu gerçek ortada iken hiçbir eğitimi ve bilgisi olmayan bir insanın, hayatını bu yola adamış bilim insanlarının ürettiği aşıya karşı çıkması acıklıdır. Geçmişte de bebeklerini aşılamaya götürmeyip sakat kalmalarına neden olan pek çok cahil ana baba vardı. Bunlar hala yaşıyor. Etkisi olur mu bilmem ama bu yazıyı okuyup aşı olmayan varsa aşıyı üreten bilim insanlarının ikisinin de Türk olduğunu hatırlatmak isterim. Belki buna ikna olursunuz. Allah Atatürk’ten razı olsun. Ne kadar geriye de götürülse yaptığı devrimler sayesinde yetişen nesillerin sayısı yeterli geliyor. Hurafelere saplanıp kalsaydık aşı yaptıracak kimseyi bulamazdık. Aşı karşıtı denen kişilerin saplandığı hurafeleri gördükçe bu gerçek çok açık ortaya çıkıyor. Aşı olun, oldurun, eski günlerimize dönelim…  

Share
625 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DOĞANIN UYANIŞI – NEVRUZ

    25 Nisan 2026 Yazarlar

         Nevruz’un anlamı nedir; öncelikle onu bir tarif edelim, karların erimesi, toprağın yeşermesi ve ağaçların tomurcuklanmasıyla, hayatın yeniden canlanmasını ifade eder.      Her yıl 21 Mart’ta gece ve gündüzün eşitlendiği gün kutlanır, Orta Asya’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada Türk dünyası ve diğer halkların bolluk, bereket, kardeşlik ve Ergenekon dan çıkışı temsil eder. Türkler için bir diriliş sembolüdür, ortak bir kültürel mirastır, hepimizin bayramıdır aslında, büyük bir bölümümüzde b...
  • BİR OLMALIYIZ!

    25 Nisan 2026 Yazarlar

         Sevgili okurlarım; Kestel Yöre yerel bir gazete olduğu için, normalde bizim öncelikle yerel konuları yazmamız icap eder. Maalesef, yaşadığımız coğrafyada var olan insanlık dramından dolayı, ister istemez  bölgedeki durumla ilgili yazmak zorunda kalıyorum.         ABD’nin başını çektiği finans kapitalizm, İnsanlığın doğal fıtratına taban tabana zıt vahşilikler yapılıyor. Her gün yüzlerce savunmasız masum insanın canına kıyılıyor, insanların yaşam kaynağı olan su şebekeleri, ele...
  • Köy Enstitüleri

    24 Nisan 2026 Yazarlar

         Türkiye’nin eğitim tarihinde özel bir yere sahip olan , yalnızca bir öğretmen yetiştirme projesi değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün güçlü bir aracıydı.      1940’lı yıllarda, dönemin Millî Eğitim Bakanı  ve eğitimci  öncülüğünde hayata geçirilen bu model, köy çocuklarını eğiterek yeniden kendi köylerine kazandırmayı hedefliyordu. Köy Enstitüleri’nin en dikkat çekici yönü, teorik bilgi ile pratiği bir araya getiren özgün eğitim anlayışıydı.       Öğren...
  • Nereye gidiyoruz

    23 Nisan 2026 Yazarlar

        Değerli okuyucular,      Kıymetli dostlarım.      Bakınız ülkemizde o kadar çok anlayamadığımız şeyler oluyor ki, şaşkınız. Olanları izah etmek mümkün değil. İlgililerin bir açıklama yapması gerekirken, hiç bir şey duymuyoruz. Vatandaş olarak hepimiz kendi düşüncelerimizle izahat yapıyoruz.        Bu ise kaotik durum oluşturan bir süreçtir. Artık hiç bir kurum inanılabilir açıklama yapmıyor, yapamıyor.        Çünkü güven kaybı had safhada. Hukuk sor...