Esas olarak kadınların önemli bir sorunu olan cinsel taciz, kadınların yaşamında önemli bir sorun olarak durmakta. Sadece ülkemizde değil, hemen tüm ülkelerde özellikle kadınların maruz kaldığı can sıkıcı bir olay.

            Cumhuriyet dönemi ile birlikte kadınların toplumsal yaşamda var olmaları ile, kadın-erkek iletişimi artmış, bu doğrultuda kadınlara karşı taciz olayları da görünür hale gelmiştir. Adli teşkilatımızın temellerini atan Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt 1929 yılında Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderdiği bir yazı ile, kadınlara laf atan şahısların derhal yakalanarak yargılamalarının tutuklu yapılmasını istemesi ilginç bir örnektir.

            Cumhuriyet rejiminin kadınları erkeklerle eşit hale getirmek için ne denli şedit tedbirler aldığını göstermesi bakımından ilginç bir örnektir. Zamanla kadınların iş hayatında ve toplumsal hayatta yer almalarına alışılmış ise de taciz huyundan vazgeçilmiş değildir.

            Bugün taciz konusunda karşılaşılan en sıkıntılı konu şudur: Kadınlar polis ya da jandarmaya bu konuyla ilgili şikayette bulunduklarında ciddiye alınmadıkları ve meselenin geçiştirilmeye çalışıldığından sıklıkla yakınmaktalar. Elbette işini iyi yapan ve taciz suçuna hassas yaklaşıp adaletin tesisi için temeli sağlam atan çok sayıda kolluk memuru mevcut. Ancak suçu kendince vahim görmeyen ya da daha kötüsü şikayetçi olmak isteyen kadının dış görünüşünden dolayı konuyla ilgilenmek istemeyenler olabilmekte. Bu nedenle tacizden kaynaklı şikayette bulunmak isteyen kadınların ya mutlaka bir avukat ile bu şikayetlerini yapmaları, bu mümkün değil ise doğrudan Cumhuriyet Savcısı’na şikayet dilekçelerini vermeleri daha etkili sonuç vermektedir.

            Kadınlarımızın bu konudaki en büyük çekincesi ise elinde delil olmadığı, kimsenin kendisine inanmayacağı, sonunda rezil olacağı korkusudur. Bu konudaki çekince yersizdir. Zira Yargıtay bir kadının durduk yerde kendi iffetini ilgilendiren bir konuyu gündeme getirmeyeceğini kabul etmektedir. Yani Yargıtay “bir kadın, ortada iftira atmasını gerektiren bir konu yokken böyle bir konuda yalan söylemez” görüşündedir. Dolayısıyla hiçbir delil olmasa bile kadının tacize uğradığını tutarlı bir şekilde anlatması ile sanık mutlaka ceza almaktadır. Diğer yandan aslında ortada her zaman bir delil bulunmaktadır. Ancak mağdurlar bunun fakrında değildir. Olayı görmese bile morali bozuk ve kötü bir halde arkadaşına olayı anlatan bir kadının bu arkadaşı tanık olarak dinlenmekte ve tacizin oluştuğu kabul edilmektedir.

            Özet olarak başına böyle bir nahoş olay gelen bir kadın şikayette bulunur ise mutlaka sonuç alacaktır. Yargı bu konuda hassas olup konuyu geçiştirmez. Genelde korku buna yöneliktir.

            Tacizin ne olduğu konusunda da kafa karışıklığı olduğu görülmekte. Taciz, söz ve davranışlarla bir kişiyi cinsel amaçla rahatsız etmektir. Örneğin sosyal medyadan “ seni ve kalbini nasıl kazanabilirim” şeklindeki yazışmayı Yargıtay yakın tarihli bir kararında cinsel taciz saydı. Bunun dışında laf atmak dokunmak ve benzeri davranışlarda taciz kapsamındadır. Bununla birlikte flört etmek için yapılan davranışlar ya da yaklaşımlar taciz değildir. Örneğin iş yerinde çalışan bir kişinin akşam bir yerlerde bir şeyler içelim mi ya da yemeğe çıkalım mı demesi taciz olmaz. Ancak kadın reddeder veya soğuk davranırsa buna sırnaşıkça devam etmek taciz olacaktır.

            Yapılan bu açıklamalar erkek cinsiyeti için de geçerlidir. Elbette bir erkekte tacize uğrayabilir. Ancak % 1 in altında kaldığından yazı konusunu kadınlara ayırdık. Sonuç olarak kimsenin karşılaşmaması dileğiyle, tacize maruz kalan bir kadının hakkını araması ve şikayette bulunmak istemesi halinde yargının buna gözü kapalı kalmadığını bilmeleri gerekir. Herkese tacizsiz günler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir