logo

Herkes işine baksın

     Sevgili Türkiye halkı; söyleyeceklerim seni üzebilir, kıralabilir, kızdırabilir, onun için benden nefret edebilirsin. Benimle ilgili tavrın, düşüncen ne olursa olsun ben doğruyu, gerçeği söylemek zorundayım. Doğru olanı söylemek ve yapmak Muhammed resulün sünnetidir, hayatı pahasına doğru söylediği ve yaptığı için kedisine Muhammed Emin diyorlarmış. Ayrıca, bütün nebiler her türlü tehlikeyi göze alarak insanlara gerçeği olduğu söyleyerek uyarmışlar . Onun için gerçekleri yalansız, riyasız tüm açıklığıyla ortaya koymak benim için farzdır.

     Türkiye’nin gelişmesine, ilerlemesine ve değişmesine iki tip kişilik engeldir . Birinci gurup; Beyni tembel ve uyuşuk olanlar. Bunlar hiç okumaz, araştırmaz ve incelemezler, ondan bundan duydukları yalan, yanlış şeyleri doğru kabul ederler, her bildiklerini zan ederler, başkalarını kendi yanlışlarını kabul etmeye zorlarlar. Biz iman ettik derler, ilim bilmezler, vatan derler yaşadığı toprağın tarihini, kültürünü, medeniyeti bilmezler yani bütün değerlerine fransızlar her şeyi ben bilirim derler. İkinci gurup; Her şeyi bildikleri halde bile bile çıkarları için yalan söyleyenler. Onlar için mevcut statükonun topluma zararlı olmasının önemi yoktur. Çıkarları önemlidir, çıkarları için toplu gerçekleri görmesini, yararına olacak değişimi yapmasını engelleyen sahtelikler öne sürerler. Ben şimdi gözümüzün önüne perde çekerek gerçekleri görmemizi engel olan, bu durumu biraz aydınlatıp, perde arkasını görmemizi işaret edeceğim.

     Atatürk’ün önderliğinde, Ulusal bağımsızlık devrimini yapan devrimciler eskiyi tasviye edip, modern bir devlet kurdular. Dayandıkları asıl birinci kuvvet; şehirde ahi örgütlenmeleri ile kırsalda yarı komin imece örgütlenmeleri olan Türkmenlerdi. İkinci kuvvet; feodal sistemde olan Kürtler ve Araplardı. Türkmenlerde foedal sınıf ilişkileri ekonomik olarak zayıf olduğu için, köklü değişimleri çıkarlarına uygun gördükleri için destek oldular. Kürtler ve Araplar feodal ağalar, beylerin egemenliği altındaydı dolayısıyla, kapitalist modernleşmeye karşı bir dirençleri vardı. Feodalizmi tasfiye etmek için gelişmiş kapitalist üretim biçimi ve güçlü burjuva sınıfı gerekir. O zaman Türkiye de nesnel olarak bu şartlar yoktu. Atatürk ve kadrosu, devlet aracığıyla modernleşmeyi yukardan aşağıya kanun kuvvetini kullanmak suretiyle yapma yöntemini seçtiler. Burjuva sınıfına denk geldiği tam destek verdi, feodal sınıf takviyesine engel olmak devletle uzlaşma yolunu seçti bu nedenle devlette oligarşik yapı oluştu ve modernleşmeyi, yenilenmeyi ve değişimi isteyenlerle statükoyu devam ettirmek istiyenler arasında sürekli mücadele başladı

     1946’ya kadar burjuva sınıfı feodalizm karşısında değişimden yana tutum sergiledi. 1950 de kapitalizm gelişmiş, işçi sınıfı güçlenmiş, feodalizm zayıflayıp tehtid olmaktan çıkmış..işçilerin iktidarı ellerinden alma korkusuyla feodal kültürü tekrar canlı tutarak, değişi önüne engeller koymaya başladılar. 1950’den sonra kapitalizm geliştikçe burjuvazi daha çok gericileşti. Aynı zamanda devlet içinde sürekli hizip çatışmaları devam etti, kendi aralarında sorunları ne olursa olsun, ezilenler lehine demokratik devrimin olmaması için sürekli birlikte hareket ettiler. 12 Eylül darbesiyle gericileşmenin doruğuna ulaştılar, darbeyle ele geçirdikleri devlet gücüyle toplumdaki bütün toplumcu kurumları yok ettiler, toplum düşmanı gerici yobaz örgütler kurumlaştırdılar. 12 Eylül darbesinden sonra devlet içinde kafası feodal kendisi kapitalist bir anlayış egemen olmaya başladı. Bu akım devletin geleneksel kadrosuyla bir yandan hizip çatışması yaşarken diğer taraftan uzlaşarak güçlendi ve 2002’de kafası feodal kendisi kapitalist akım yönetime geldi. Bu melez çarpık akım sorunlu kişiliğini devlete taşıdı, paralel örgütlenmeye ortam hazırladı, her türlü karşı çıkışımızı hiçe sayarak Gülen hareketinin paralel örgütlenmesini önünü açtılar. Bedelini Türkiye halkı ödedi, 15 Temmuz’dan sonra paralel yapılanma değişmedi. Aktörler değişti. Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz’dan sonra birden bire çark etmesinin nedeni Fetö’den sonra ortaya çıkan boşluğu doldurmak içindi ve başardı, kurt puslu havayı sever kargaşadan faydalanan MHP Devlette paralel yapılanmayı tamamladı. Yok biz öyle değiliz diyorsanız, niye seçilen veya istifa eden bakanlara müdahil oluyorsunuz.

     Bakın beyler, Türkiye halkına bir Fetö faciası daha yaşatmayın, buna hakkınız yok. MHP çıksın açıkça Ak Partiyle koalisyon kursun ona sözüm yok. Ama, hükümetim içine gizli bakan sokmasın, devletin kurumlarında gizli örgütlenme yapmasın, ne yapacaksa açıkça halka aleni yapsın. Süleyman Soylu olur, başka biri olur beni alakadar etmez. Yeter ki, usulüne uygun olsun. Ak Partililer umarım bu seferki uyarımı ciddiye alırsınız, gerekeni yaparsınız. MHP ile ya koalisyon kurun, ya da herkes işine baksın.

Share
3866 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+1 = ?