logo

10 Ağustos 2020

KIDEM TAZMİNATINDA SON DURUM


Av. Can Lafcı
canlafci@kestelyore.com

            Çalışanların en önemli güvencesi olan kıdem tazminatında, yeni bir düzenleme yapılması meselesi, son 15 yıldır ara sıra gündeme gelir, ardından rafa kalkar. Konu yine gündemde.  Tasarı çok açık biçimde ortaya çıkmasa da, çalışanların haklarının ciddi biçimde elinden alınmak istenildiği anlaşılıyor.

            Şu anda çalışılan yıl ile 30 günlük brüt ücret çarpılarak kıdem tazminatı hesaplanırken, yeni tasarıda 28 günlük ya da 25 günlük brüt maaş ile çarpılması öngörülüyor. En önemlisi de fonda biriken bu tazminatı işten ayrılan çalışan hemen alamayacak. 60 yaşında alabilecek. Yani kıdem tazminatını bir nevi emeklilik ikramiyesine çevirme amacı var. 20 yaşında işe girmiş 40 yaşında çıkartılmış bir işçinin 20 yıllık kıdemini hemen alması şu anda mümkün iken, tasarı yasalaşırsa 60 yaşına gelene kadar 20 sene daha beklemesi gerekecek. Bunu paranız garantide olacak diye savunanlar var. Bu bana Şener Şen ile İlyas Salman’ın Banker Bilo filmini anımsattı. İşçiye sürekli “sen merak etme paran bende” demenin başka izahı yok. İşten haksız yere atılan ya da yasada yer alan diğer şekillerde işten ayrılarak kıdem tazminatına hak kazanan işçinin, parasına hemen kavuşması en doğal hakkıdır. Muhatap olarak işvereni devreden çıkarıp, devlet fonu işçinin karşısına konulunca, haliyle işçinin işveren karşısında hiçbir direnme şansı kalmayacak. İşveren istediği zaman istediği çalışanını işten çıkartabilecek. Nasıl olsa sigorta primleriyle birlikte tazminat primini de peşin ödediğinden çalışanına ödeyeceği bir bedel de olmayacak. İşçi çalışma hayatı boyunca hiçbir iş güvencesi olmaksızın çalışacak. İstenildiği anda işten çıkartılacak. Ancak 60 yaşına geldiğinde fonda biriken parasını alabilecek. Böyle bir yasaya hiçbir işçi sendikası destek vermeyeceği gibi halkın büyük çoğunluğu da tepki gösterecektir. Bu nedenle tasarı gündeme gelip biraz konuşuldu. Sonrasında Ayasofya meselesi gündeme gelince geri planda kaldı.    

            Diğer yandan fonda birikecek paranın nasıl değerlendirileceği enflasyon karşısında değer kaybedip kaybetmeyeceği de belli değil. Bu yüzden paramız biriksin emekli olunca toptan alırız diye düşünmek de pek mümkün değil.

            Tasarı şu andaki bireysel emeklilik sistemine benziyor. Ancak bireysel emeklilik sistemi gönüllü girilen, ya da gönüllü kalınan bir sistem. Buna rağmen sigorta şirketleri tarafından fonların iyi idare edildiğini söylemek pek mümkün değil. Kıdem tazminatı fona devredilirse fonların akıbetinin de farklı olmayacağı aşikâr.

            İşçiler için çok açık bir hak kaybı olan bu düzenlemenin, bu haliyle yasalaşmasını pek mümkün görmüyorum. Ancak yine de tüm çalışanların haklarına sahip çıkmaları, mücadeleyi sadece sendikalara bırakmamaları gerekir.

Share
3558 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DOĞANIN UYANIŞI – NEVRUZ

    25 Nisan 2026 Yazarlar

         Nevruz’un anlamı nedir; öncelikle onu bir tarif edelim, karların erimesi, toprağın yeşermesi ve ağaçların tomurcuklanmasıyla, hayatın yeniden canlanmasını ifade eder.      Her yıl 21 Mart’ta gece ve gündüzün eşitlendiği gün kutlanır, Orta Asya’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada Türk dünyası ve diğer halkların bolluk, bereket, kardeşlik ve Ergenekon dan çıkışı temsil eder. Türkler için bir diriliş sembolüdür, ortak bir kültürel mirastır, hepimizin bayramıdır aslında, büyük bir bölümümüzde b...
  • BİR OLMALIYIZ!

    25 Nisan 2026 Yazarlar

         Sevgili okurlarım; Kestel Yöre yerel bir gazete olduğu için, normalde bizim öncelikle yerel konuları yazmamız icap eder. Maalesef, yaşadığımız coğrafyada var olan insanlık dramından dolayı, ister istemez  bölgedeki durumla ilgili yazmak zorunda kalıyorum.         ABD’nin başını çektiği finans kapitalizm, İnsanlığın doğal fıtratına taban tabana zıt vahşilikler yapılıyor. Her gün yüzlerce savunmasız masum insanın canına kıyılıyor, insanların yaşam kaynağı olan su şebekeleri, ele...
  • Köy Enstitüleri

    24 Nisan 2026 Yazarlar

         Türkiye’nin eğitim tarihinde özel bir yere sahip olan , yalnızca bir öğretmen yetiştirme projesi değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün güçlü bir aracıydı.      1940’lı yıllarda, dönemin Millî Eğitim Bakanı  ve eğitimci  öncülüğünde hayata geçirilen bu model, köy çocuklarını eğiterek yeniden kendi köylerine kazandırmayı hedefliyordu. Köy Enstitüleri’nin en dikkat çekici yönü, teorik bilgi ile pratiği bir araya getiren özgün eğitim anlayışıydı.       Öğren...
  • Nereye gidiyoruz

    23 Nisan 2026 Yazarlar

        Değerli okuyucular,      Kıymetli dostlarım.      Bakınız ülkemizde o kadar çok anlayamadığımız şeyler oluyor ki, şaşkınız. Olanları izah etmek mümkün değil. İlgililerin bir açıklama yapması gerekirken, hiç bir şey duymuyoruz. Vatandaş olarak hepimiz kendi düşüncelerimizle izahat yapıyoruz.        Bu ise kaotik durum oluşturan bir süreçtir. Artık hiç bir kurum inanılabilir açıklama yapmıyor, yapamıyor.        Çünkü güven kaybı had safhada. Hukuk sor...