Son Dakika


Sevgili dostlar; Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak uzun yıllardır çocuklarımıza Arapça ve İbranice isimler koyduk, son yıllarda azalma oldu. Fakat, gerçekten özümüze dönüp ,o güzelim öz Türkçe isimlere yönelmeliyiz, yeter artık.
Arapça sanılan aslında İbranice olan isimlere şöyle bir bakalım( İbranice Yahudilerin ve atalarının Ulusal dinidir.
İbranice olup bizde kullanılan isimler Cebrail, Mikail, Davut, İshak, Musa, Süleyman, Havva, Adem, İbrahim, Hüseyin, İlyas, Nuh, Yakup, Yasemin, Yusuf, Harun, bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Mesela Arapça olarak kullandığımız isimlerin çok ilginç anlamları var Arap’çada, Araplar ev temizliği yapan kızlara Ayşe derler, Fatma ise sütten kesilmiş demektir, Hatice vaktinden önce doğmuş, Zeynep tombul anlamı taşır. Daha da ilginç bir isim var abimin’de benim de ilk adımız olan Osman’ın Arapça’da anlamı en ilginç olanı, yılan yavrusu demek. Anlamını bilseler insan çocuklarına bu isimleri koyar mı, tabi ki koymaz.
Bunların farkına bizde çok geç varanlardanız benimde iki kızımdan büyük olan Esra Arapça, küçük olan kızımın adı da Yasemin oda İbranice, yıllar sonra farkına vardık torunumuzun adını öz Türkçe olan Deniz koyduk tabi Deniz abilerinin de önemi vardı.
Gelelim öz Türkçe isimlerimize, Yiğit, Gonca, Yonca, Gül, Bilge, Irmak, Deniz, Doğa, Başak, Begüm, Burcu, Bengü,Türkan, Türkü, Hatun, Işıl, Öykü, Sevim, Toprak, Ülkü, Aykız, çoğaltmak mümkün, şu güzelliğe bakar mısın hepsi ne kadar güzel, ne kadar anlamlı.
Araplardan ayrı bir kültür geleneği olan Türk milleti içinde hala İslam dini ile Araplığı ayıramayanlar çoğunlukta, Şalvarı, hurmayı dinin icabı sayanlarda az değil içimizde.
Biz Arap değiliz lütfen özümüze Türkçe’mize dönelim.
NESLİ TÜKENEN DİNOZORLAR
Dostlar; aylardır biraz da uzun olan bu yazıyı yazmak istedim ama gündem o kadar yoğundu ki bir araya sıkıştıramadık gitti, bu hafta gazete basıma girene kadar çok önemli bir şey çıkmazsa siyaset ilgili bir şey yazmayacağım, inanın yorulduk bu hukuksuzluktan, adaletsizlikten, neler oluyor, neler yaşanıyor akıl alacak gibi değil, inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum, son olarak doğa dostu Tema vakfı üyelerinin ki yaşları 70- 80 civarında olan kadınlar var içlerinde örgüt üyeliğinden tutuklanmaları insana bu kadarda olmaz dedirtiyor. Hele bir bayan var içlerinde haykırıyor ben böyle bir örgütün adını bile bilmiyorum, annem, babam alzaymer onlara bakıyorum diyor ama yine de tutuklanıyor. Bakın dostlar varsa böyle bir örgüt üyeliği tutuklanmaz demiyorum ama suçunu net ortaya koyacaksın tutuklamak için, mesela şu tarih şu saatte bu örgütün toplantısına katılmışsın veya bu örgütün lideri konumundaki kişiyle şu tarihte görüşmüşsün deyip tutuklayacaksın ama gördük ki asla böyle bir şey yok, çok yazık çok, neler oluyor ülkemizde akıl alacak gibi değil, gelelim bizim kuşağımızı ilgilendiren mükemmel yazıya, yani dinazorlara, mutlaka bizim yaş grubu okusun orada kendini bir yerlerde mutlaka bulacaktır.
Kim bunlar dediğinizi duyar gibiyim, 1950 ile 1970 yılları arasında dünyaya gelmiş en genci 55, en yaşlısı 76 yaşında, hala deli taylar gibi ideallerinin peşinde koşan deli bir nesil, hiç birimizin altına hazır bez bağlanmamış, hemen hepsi yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil. Şeker çuvalından pantolon, Canikli lastikten ayakkabı giymiş büyük çoğunluğu okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş garip bir nesil.
Hiç birinin renkli çocukluk resmi olmamış hatta bebeklik resmi hiç olmamış, kreş, dershane, özel okul görmemiş ama hepsi profesörlere dahi ders verecek kadar bilgi sahibi tuhaf bir nesil, harp görmüş, darp görmüş, baskı, çatışma ve sorguda işkence görmüş birçoğu, Karakolda Filistin askısı, ceza evinde isyanla tanışmış, işkence de insanın hayvan ca yüzünü görmüş. En az 5 ihtilal, 7 post modern darbeden sağ salim çıkmış, en az 10 ekonomik krizden de nasibini almış tecrübe ve direnç abidesi bir nesil.
İdam sehpalarına selam veren, inançlı yiğitlerde sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can veren ana kuzuları da bu nesilden çıkmış.
Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin tamamı karşılıksız, hesapsız bu vatanı sevmiş, çoğu parasız yatılı okulda okumuş kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış, çok kitap okumuş, en az liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş, ne ailesine ne de devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuş, eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış ama kuyruğu hep dik tutmuş, kan kusmuş kızılcık şerbeti içtim demiş, dik durmuş ama dikleşmemiş özel bir nesil.
Görevini, sorumluluğunu bilen, onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli, hırçın bir acayip nesil bu Dinozorlar.
Neden bu kadar özel bu nesil biliyor musunuz, bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti, dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti. Hayat bu nesli sınadı, çarkının dişlilerinde öğüttü ama tüketemedi, bu nesil ihanetlerin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne kadar yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi. Dostu için can vermeyi, elindeki son lokmayı da paylaşmayı da, sadakati de, vefayı da bildi.
Bu nesil katı, aksi, deli, sertti, bir o kadarda mertti, hoş görülü ve merhametliydi, en büyük serveti yaşarken öğrendiği bilgi, kaybederken edindiği tecrübeydi. Yani 1950- 1970 yılları arasında doğan bu dinozorlar tam bir müzelik antika bir nesildir. O nedenle hala inadına yaşayan ana, baba, amca, dayı, hala, teyze, yenge, B.Anne her neyiniz varsa değerini, kıymetini bilin, çünkü bunlar elinizde kalan son değerli hazinelerinizdir.
Oturun onlarla konuşun, dinleyin, geçmişi onlardan öğrenin sonra arayıp ta bulamayacaksınız, her biri iki ayaklı, sözlü yakın tarih kitabıdır.
Bu yazıyı Mevlut Kaleli kardeşimiz internetten yayınlamış, ben bunun içinde kendimi buldum dostlar mutlaka sizlerde bir yerlerinde olmuşsunuzdur, yüreğine, kalemine sağlık.
Kalın sağlıcakla…
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
27 Temmuz 2026 Yazarlar
20 Temmuz 2026 Yazarlar
20 Temmuz 2026 Yazarlar
19 Temmuz 2026 Yazarlar