logo

ULUDERE’YE KESTEL’DEN BAK(AMA)MAK

17 Ocak 2012 Salı günü, Şırnak Uludere’ye gitmenin ilk adımını atmak ve biletini ayırttığımız otobüse binmek için akşam saat 23:00 sıralarında, çıtır bir kar yağışı eşliğinde Bursa Otogar’ın yolunu tuttuk.
Malum, yaşadığımız kış ayları o kadar çetin geçmese de, Otogar da başımıza gelecekleri hesap etmeden, terminale varışımızla sevinmemiz bir oldu.
Çünkü;
Çok kısa sürede yağan bir kar, Bursa’da bu kadar etkili olmamalıydı.
24:00 otobüsüne binmeyi hedeflerken, otogar da yapılan “Bursa Otogarına giriş ve çıkışlar yasaklanmıştır” anonsu, bizleri şaşkına çevirdi.
AKP’nin 9 yılda övündüğü tek konu olan yol yapımı, 10 cm.lik bir kar yağışıyla gölgede kalmış, ülkenin önemli sanayi yerlerinden Bursa’ya otobüsler giriş çıkış yapamaz hale gelmişti. 10 cm.lik bir kar yağışında Bursa’ya ulaşım kesiliyorsa, 15-20 cm.lik bir kar yağışında, olağanüstü hal bölgesi ilan edilir heralde.
Velhasıl, Sabiha Gökçen havaalanından 06:20’de kalkacak olan Diyarbakır uçağımızı yağan 10 cm.’lik kar yağışı nedeniyle ertelemek zorunda kaldık. Sabaha kadar Otogar da bize eşlik eden bazı Kestel’lilerde yok değildi.
Örneğin ilçemizin sevilen işadamlarından Ahmet Akın, Saat 23:00’de Otogarda karşılaması gereken kardeşini, sabahın 07:00’sinde karşılarken, kardeşin kardeşe kavuşmasına bile tanık olduk. Gece saat 01:00 sıralarında Gemlik’te olan misafirler, 15 dakikalık yolu 6 saatte gelebildiler.
Konsolosluğun randevusuna yetişmeyi çalışanları mı dersiniz, Cenazesi için uçak seferlerini iptal ettirmeye çalışanları mı dersiniz, Hastaneye yetişmek üzere olanlar mı dersiniz. Hepsi 10 cm.lik beklenmeyen bir kar yağışıyla, perişan oldular.
Alevi Federasyonu Genel Başkan yardımcısı İmam Hüseyin BOR ile çıkmış olduğum bu yolculuk esnasında, “Yollar açılmıştır” anonsuyla kendimize gelerek, otobüslere doğru koşmaya başladık. Sabaha kadar beklemenin verdiği, bedenin yorgun düştüğü, uykusuzluğumuzu Sabiha Gökçen havaalanına giderek az da olsa otobüste geçiştirmeyi başardık.
Öğle saatlerinde vardığımız havalimanında, bir çay içip kendimize gelmeye çalışırken, 20:20’de kalkacak olan uçağımızın saatini Kadıköy’de gezerek doldurduk. Alman uyruklu uçak pilotunun hava boşluğunda, uçağı zıplatması her ne kadar yolcular arasında heyecan yaratsa da, biz biran önce otele çekilip dinlenmenin hesaplarını yapıyorduk.
Diyarbakır, Miroğlu otele gitmek için bindiğimiz taksinin şoförü Belediye Başkanı Osman Baydemir’den hayli bir şikayetçiydi. Şikayetçi olmasının altında da, “Taksicilerin menfaatinin değil de, halkın menfaatinin korunması” yatıyordu.
Miroğlu otelde ABF Genel başkanı Selahattin Özel, tarafından karşılanıp otel odamız ayarlandıktan sonra, çorba içmek için gittiğimiz Diyarbakır kalesinin bulunduğu yerdeki Sefa çorbacısının Kelle paçasını, yolunuz düşerse tadın. Bu konuda haklı olduğumuzu göreceksiniz.
Diyarbakır’dan sabah 05:00’de başlayan Uludere yolculuğumuz yaklaşık olarak 7 saat kadar sürdü. Bu yolculukta bize, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Eğitim ve Araştırma Vakfı Genel Başkanı Emel Sungur, İngiltere Alevi Kültür Merkezi Başkanı İsrafil Erbil, Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği MYK Üyesi Mustafa Çınar, Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz, Bursa Kestel Hacı Bektaş Derneği Başkanı İmam Hüseyin Bor, Özgür, Demokratik Aleviliği Geliştirme Derneği Başkanı İbrahim Erdoğan, PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Toluman, Erzincan eski Milletvekili Ali İbrahim Tutu’nun da bulunduğu 28 kişilik heyet eşlik etti.
Şırnak’ın Uludere ilçesinin Gülyazı köyündeki Camiide bizleri, F-16 uçaklarının bombardımanıyla 34 evladı katledilen anne ve babalar karşıladı.
Bizim bulunduğumuz heyeti görür görmez, gözyaşlarına boğulan acılı aileler bu olan bitenlere anlam vermeye çalışıyor gibiydiler.
Duvardaki resimlere baktığımda, en yaşlısının 25 – 30 olduğu bizim buralarda “terörist” denilen, aslında gözüktüğü gibi olmayan o çocukların hesabını bu faşist iktidar nasıl verecektir bilemem. Ama, çocuklarını kaybeden anne ve babaların devletin vereceği 126 bin lirada gözü yok.
Yoksulluk, çaresizlik, Açlık ve Sefaletin cirit attığı Şırnak bölgesinde, insanların kaçağa çıkmasını buradayken anlamıyordum ve karşı çıkıyordum. Gidip görünce kaçağa çıkmalarını anlamlı buluyorum. İklim ve yaşam şartlarından dolayı başka imkanı bulunmayan bu çocukları F-16’larla bombalamak kadar aşağılık bir şey olamaz.
Yıllardan beri bilinen bu olay, en çok kime yaradı. Kuşkusuz AKP’ye yaradı.
Her kaos ortamında, sıkıntılı olan maddeleri meclisten geçirmeyi marifet edinen, adında AK yazan, pisliğe bulanmış olan bu parti; ne yazık ki, 34 gencimiz öldüğünde milletvekili maaşlarına mecliste ayar çekiyordu.
Yıllardan beri ağlayan kesim, hep aynı kesimler olmuştur. Türk ve Kürt halkı emekçilerinin ezilmediği bir günün yaşanmadığı ülkemizde, dış ve iç mihrakların oyununu bozup, ülkede barışı, sevgiyi, eşitliği sağlamak adına ABF tarafından atılmış olan bu adımı olumlu buluyor ve önemsiyorum.
İnsanlarla, çok yakın diyalog kurabilen bir yapım olduğundan dolayı, Uludere’deki bu köyde birkaç kişiyle konuşma fırsatımda oldu. Oldukça safane duygularla dile getirilen konuların başında, bölgede istihdamın olmaması, bölücü olarak görünülmesi ve o bölgede herkese aynı şekilde bakılmasından dolayı, bir huzursuzluk söz konusu.
“34 evlat değil, öldürülenler gibi bin evlat olsa da, biz kaçağa çıkmak zorundayız” demeleri yaşanan sıkıntının en büyük örneği değil midir ki..?
Bu bölgedekiler yaşamını yitirirken, insanlıktan uzaklaşan bizlerin oturup düşünmesi gerekmiyor mu..?
Ben bu yazıyı yazarken, bazı milliyetçilik ve faşist duyguları kabarmış olan insanlar, “Askerlerde şehit ediliyor, onlar için sesiniz çıkmıyor” düşüncesinde olabileceklerini düşündüğümden ötürü, “Askerlerin öldürülmesi de bizleri yaralayan bir durumdur. Ülkede barış sağlanacaksa, bunu hep beraber yapmalıyız. Diğerini küstürüp, ötekini yüceltmekle barışın olmayacağını bilenlerden biri olarak, Şırnak’ta görüştüğüm birine şunu dedim: “Bu ana evladını kaybettiği için burada nasıl ağlıyorsa, batıdaki ana da öyle ağlıyor” Önemli olan ortak noktalarda buluşabilmek, emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin oyunlarına gelmemek..
Gülyazı köyüne, bir saatlik ziyaretimizin ardından Diyarbakır’a geri döndük. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan ve yaklaşık olarak 800 bin liraya mal olan Cemevine olan hayranlığımızı da ağzımız açık bir şekilde gezdik.
Pir Sultan Diyarbakır şube başkanı Cafer Toluman’ın heyete verdiği akşam yemeğinden sonra misafirler soluğu havaalanında aldı.
Aklımda, öldürülen 34 kişi, onların aileleri ve yaşadıkları sıkıntıları düşünürken, İstanbul’a kadar uçakta uykuya dalmışım.
Sabahın ilk saatlerinde gelmiş olduğumuz Bursa Otogarında İmam Hüseyin Bor ile ilk belediye otobüsüne binip evlerin yolunu tuttuk.
Bedenimiz, o an için her ne kadar bizde olsa da, aklımız Gülyazı köyünde kalmıştı. Yaşanan bu acıların son bulması, anaların ağlamaması için, Barış ve huzur dolu bir dünya diliyorum.
Kalın Sağlıcakla…

Share
205 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+8 = ?